Bir blog yazısı birine
ithaf edilir mi bilmiyorum ama bu ölçekte bir motosiklet kullandığımı ve bu
yolculuğu motosikletle yaptığımı ilk defa bu yazıyla öğrenecek olan anneme bir
küçük özür mahiyetinde olsun istedim.
Anneme…
8
Temmuz 2017 Pazar (1.gün)
İstanbul
– Paleo Tsifliki / Kavala: 460 km
Maceramız 8 Temmuz
Cumartesi sabahı başladı. Bir BMW F650 GS ve bir F700 GS olmak üzere iki ladyrider sabah 8
sularında yola revan olduk.
Öncesinde pek çok kez toplantı yaptığımız ve rota çalıştığımız turistik gezimizin start noktası İstanbul, ilk durağı İpsala sınır kapısı (260 km) oldu. Yunanistan’dan motosiklet için çıkıyorsanız ihtiyacınız olan belgeler pasaport, araç ruhsatı, yeşil (araç) sigorta, kasko (opsiyonel, biz yaptırdık ve maalesef kullanmak zorunda da kaldık), sağlık sigortası, çıkış pulu (biz bunu unutmuşuz ama geçişin orada yan binadan hemencik alınabilen bir şey olduğu için çok sorun olmadı). Çıkmadan önce yenilettiğimiz uluslararası ehliyetimizi ise ne kapıda ne de yol boyunca soran eden olmadı.
Yaz mevsimi olmasından mütevellit sınır kapısında yaklaşık 1,5 saat (ki bu çok iyi bir süre) bekledikten –tabi arada kornalar ve zılgıtlar eşliğinde arabalara kaynak attıktan sonra – ilk durak olarak Dedeağaç’ta (Alexandrapolis – 380 km.) mola verdik. Kendi halinde bir sahil kasabası olan burada, adını şu anda telaffuz edemeyeceğimiz bir restoranda ve deniz kenarında nefis bir yemek yedik. 2 kişi 30 Euro ödediğimiz yemekte mayonezli yengeç salatası, roka salatası, 1 porsiyon balık (çinekop), karpuz ve içecekler vardı.
| Ιερός Ναός Κοιμήσεως της Θεοτόκου :) Chiristian church |
Burada fazla oyalanmayıp gece konaklayacağımız yer olan Kavala’ya geçtik. (460 km.) Amacımız dinlenmek ve denize de bir girivermek olduğu için Kavala’nın içine girmeden, şehri yukarıdan dolaşarak, şehrin 20 km. batısında yer alan Paleo Tsifliki adı verilen yerleşim birimini seçtik. Aldığımız karar gereği daha önceden yer ayarlamadığımız için önümüze gelen ilk konaklama tesisine daldık. Dimos Bungalows isimli bu yer 1+1 bir aparttan oluşuyordu. Sahibesi Alman olan ve sadece işaret diliyle anlaşabildiğimiz bu güzel ve temiz yerde motorlarımızı koyacak kapalı bir dam bulmanın ve böyle güzel bir evciğe kişi başı 30 € ödemenin mutluluğu ile mutlu mesut yerleşiverdik. Sonrasında ise koşarak deniz ve akabinde Hotel Akti’nin beach barında güneşi batırıp ayı doğurmaca. Yorgun argın otele dönerken ise market alışverişi yapmayı ve sivrisinek savarımızı almayı unutmadık.
9
Temmuz 2017 Pazar (2.gün)
Kavala
– Igoumenitsa : 470 km.
Igoumenitsa
– Ancona feribot geçiş – gidiş dönüş aldık biz (Anek ile): 245
Euro/Kişi (motor dahil). Feribot biletinizi yolculuğunuz başlamadan ne kadar
erken alırsanız o kadar iyi, zira yer bulmak oldukça zor. Biz 1 ay öncesinden
aldık mesela.
Hava sıcaklığı 40
derece, hissedilen ise asfalt, motor ve kıyafet katma değeriyle bence 140
derece filandı. Bu yolda hayatımızı kurtaran şey ise, Selanik’ten sonra dağlara
çıkarken başlayan ve sayamadığımız kadar çok olan (20-30 olabilir) kısa, uzun
tüneller oldu. Serin olan tüneller güneşten de koruduğu için resmen telef
olmamızı engelledi.
Igoumenitsa limanda,
Atina’dan gelen Ece ve Dimitri (Yamahafazer1000) arkadaşlarımızla 20.15
feribotuna binmek üzere buluştuk. Organizasyon işinin kraliçesi Ece
biletlerimizi çoktan hallettiği için bize sadece tıpış tıpış feribota binmek
kalmıştı. Yaklaşık 16 saat süren yolculukta, güzel bir akşam yemeğinden sonra,
duşu ve wcsi içinde olan, 4 kişilik kabinimizde ve ranza tipi olmakla birlikte,
rahat ve temiz yataklarımızda, güzel bir uyku çektik.
| Ancona Liman |
10
Temmuz 2017 Pazartesi (3.gün)
Ancona
– Rimini: 120 km.
Otoban
Ücreti: 120 km için 6,50 Euro (ki bu rakam İtalya’da
otobanların ne kadar pahalı olduğunu bilmeyen biz için, yolculuğumuzun büyük
bir çoğunluğunda otoban gördüğümüz yerden topuklayarak uzaklaşmamız için
yeterli olmuştur.)
Ne bu böyle daha ilk
günden 120 km.cik demeyin.11 de yanaşmasını beklediğimiz feribottan ancak 12’ye
doğru inebildik zira.
Hedefimiz
günün zaten yarısını kaçırdığımız için 180 km. uzaklıktaki Ravenna’ya gitmek ve
denize girip güzel yemekler yemekti. Ancak Rimini girişinde 1-2 dk.lığına
durduğumuz bir altgeçitte motorum çalışmamaya karar verince ilk günden planımız
aksadı. Biz Özlem’le alt geçitte beklerken, Dimitri ve Ece, Rimini Sanayi'ye
tamirci bulmaya gittiler. İyi haber, Bmw servisi sadece birkaç km uzaklıktaydı,
kötü haber ise motoru kendimizin getirmesini istiyorlardı. Ece’nin bütün
ısrarlarına rağmen sadece bir çekici numarası vermeyi lütfettiler. (bu arada
tüm konuşmalar İtalyanca oluyor çünkü İtalya’da İngilizce konuşan bulmak oteller ve turistik restoranlar dışında çok zor, siz siz olun İtalyanca bilen bir arkadaşınız
olmadan yola çıkmayın. Bknz. Ece Ocak J) Neyse ki
aranan çekici bulundu ve motor 50 Euro + vergi karşılığında servise çekildi.
Yola çıkmadan önce kaskomu yapan ve bu harcamayı da kaskoma dahil etmeyi
başaran sevgili Dilbaz Sigorta’ya da buradan bir kez daha teşekkürler.
Servis’te kısa bir
konsültasyondan sonra anlaşıldı ki, aşırı sıcaklara dayanamayan orta yaşlı aküm
aramızdan ayrılmış. Sorunun bu kadar basit olmasına sevinerek ve akü değişimi için
birkaç saat bekledikten sonra Rimini’de kalacağımız bir otel bulmak üzere bir
kafede oturduk. Kısa bir booking searchinginden sonra 30 €/kişi ye Hotel
Constellation’da yer bulduk. (İtalya’da 1,5-3 € arasında değişen şehir
vergileri bu fiyata dahil değil bu arada.)

Rimini, Ayvalık’tan biraz daha küçük, çok daha tenha,
kilometrelerce kumsalı olan bir Adriyatik kasabası. Akşam sakin olan kasabada
gündüz tüm sahiller doluyor. Şezlongları işleten firmalar var ve şezlong
fiyatları tüm gün için 10 €/kişi, yani pahalı. Buna şemsiye de eklerseniz fiyat
daha da artıyor.
İlk akşam yemeğimizi tavsiye üzerine bir balık restoranında yedik sahilde. Spiaggio isimli bu hoş yerde 1 tuna, 1 levrek, 1 deniz mahsulleri salatası, 1 kılıç balığı marin, 2 tane kılıç balıklı makarna, 2 büyük su, içecekler, kuverle 110 € verdik toplamda. TL olarak düşününce kişi başı 110 TL nin üzerindeki bu rakam, yediğimiz yemeklerin lezzeti karşılığında bize bedava gibi geldi. Tüm İtalya seyahatimiz boyunca kendi aramızda yaptığımız oylamada burası ilk 3 te kaldı hep.
11
Temmuz 2017 Salı (4.gün):
Rimini – Ravenna – Ferrara - Bolonya: 210 km. (Sanırım) (Köy yollarının dibine vurulan bir kısım olduğu için km. tam hesaplanamadı).
| Ravenna |
Büyük şehirler dışında hemen her yerde siestanın ağırlığı
net bir şekilde görülüyor. Bu küçük tarihi kasabada da öğle yemeği yemek için
açık yer bulmakta biraz zorlandık. Sokak arasında bulduğumuz ancak anlaşılan o
ki baya eski ve talep gören bir lokantacıkta gayet lezzetli ve uygun fiyatlı
yemekler yedik. Ben kendi adıma porçini mantarlı tagliatelleden gayet
memnundum. Hatta Türk olduğumuzu öğrendikten sonra nadiren burun kıvırmayan ve
Türkiye’de kalmış olan İtalyan bir çiftle kısa ama tatlı bir sohbet bile ettik.
Ravenna’dan sonra amacımız tabi ki
Ferrara üzerinden geçip Bologna’ya gitmek değildi. (Neydi ki acaba?) Gerçi
programın yetişemeyeceğini düşünüp bir önceki akşam Venedik’i elemiştik ve o
bölgede rahatça hareket etmek için zamanımız kalmıştı ama kulağın tersten
gösterilmesi şeklindeki bu seyahat, akşamında, bizim de ‘neden böyle yaptık ki
acaba, alla alla?’ dememize neden olmadı değil. İşin en güzel tarafı ise Comacchio
Gölü’nü dolaşıp (bu arada gölü pek göremedik, kurumuştu ve bataklıktı sanırım
ama çevresindeki göl evleri pek bi güzeldi), köy yolları (köylere köy,
yollarına köy yolu dediğimize bakmayın tamamı şirin, bakımlı, tablo parçası
yerler) arasından geçerek yol almaktı. Kalan 10 günlük yolculuğun son serin
kısmını ise bu arada yaptık. Her yolculuğun olmazsa olmazı yağmur bizi bu bölge
yakaladı çünkü. Sığındığımız benzin istasyonu sahibinin ‘burada tüm yıl yağmur
yağar ama Temmuz’da – Ağustos’ta yağdığı görülmez’ şeklindeki ‘şaka’ nitelikli
yorumu ise bizi pek güldürmedi.
| Ferrara Şehir Meydanı |
12 Temmuz 2017 Çarşamba (5.gün)
Bologna : 0 km.
| Asinelli Kuleleri |
| San Petronio |
| Mozarella :) |
13 Temmuz 2017 Perşembe (6.gün):
Bolonya
– Modena – Verona – Garda Gölü: 190 km.
Oradan Dimitri’nin hayali Museo Enzo Ferrari’ye gittik.
Tabi şehirde 3-4 tane farklı Ferrari Müzesi olduğunu bilmediğimiz için biraz
kafamız karıştı. Adamlar her segment, tarih vb. için ayrı bir müze kurmuşlar.
Nihayet aradığımızı bulduğumuzda güneş yine tepemizde raks etmeye başlamıştı.
Bu sefer kimse 25 € verip müze kısmına girmedi, sadece Dimitri 20 € vererek 15
dk. Simülasyona girdi. Ultra pahalı (aslında normal) shoptan ise yine Dimitri
dışında kimsenin gönlü alışveriş yapmaya ermedi. Burada bir şeyler
atıştırdıktan sonra yaklaşık 100 km. uzaklıktaki Verona’ya rotamızı çevirdik.
Otobana para vermemek temel düsturumuz olduğu için SS’le başlayan karayolundan
ve kamyon ve tırların arasından yolumuza devam ettik. İkindi vakti Verona’ya
vardığımızda sıcaktan ve trafikten yine yorulmuştuk. Jülyet’in mezarının
(evinin) yanında bir kafede biraz soluklandıktan sonra Evi ziyaret ederek bir
kez daha Capulet ve Montagu’lerin şahsında Shakespeare’i andık. Kendi
aramızdaki ‘Romeo ve Jülyet gerçekten var mı, yoksa Shakespeare mi salladı’
şeklindeki kararsızlığımızın imdadına müze yetkilisi yetişti: ‘Kesinlikte
yaşadılar.’ Pek inanasımız gelmese de, çok da umurumuzda olmayarak şehrin ultra
turistik sokaklarına kendimizi attık.
![]() |
| Verona Sokakları Kazan Biz Kepçe |
| Ahtapotlu patatesli güzel bi şey |
14
Temmuz 2017 Cuma (7.gün):
Garda
Gölü – Sabbioneta – Parma – La Spezia: 270 km.
Sabah 10 sularında ancak toparlanıp Parma üzerinden La
Spezia’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz. Öncesinde Ece’lerle merkezde bir noktada
buluşup hem sabah kahvemizi içiyoruz, hem de rotamız üzerinden geçiyoruz.
Hayalimiz Amalfi kıyılarını da gezmek, bunun için feribot biletlerini bir gün
daha öteliyoruz. Tabi bunlar öyle hemencecik olmuyor. Telefonlar, mailler,
konfirmasyonlar havada uçuşuyor ki Ece’nin forsunu kullandığımız halde. Kişi
başı ekstra 150 TL gibi bir rakam ödeyerek tatilin İtalya kısmını bir gün daha
uzatıyoruz bu çabanın bizi Amalfi’ye götürmeye yetmeyeceğini henüz bilmeden.
![]() |
| Sabbioneta |
Nihayet işlerimiz bittiğinde, tam bir sayfiye ve turistik yer görünümdeki Garda’dan çıkmak o kadar kolay olmuyor. Cuma sabah trafiği kilit olan bu minik bölgenin akşam halini düşünemiyoruz. Bir şekilde kendimizi yola attığımızda güneş tepede hunharca parıldamaya başlamış bile. Dünkü serinlikten eser yok ve tatilin bundan sonraki ‘cehennem sıcakları mode on’ iç kısımlara ve güneye doğru ilerledikçe daha da açılıyor.
| Motorları parkettiğimiz yeri pinlediğimiz harita görsellerinden biri |
Yine otoban tercih etmeden otoyollardan devam ediyoruz. Yolda solumuzda Parma’ya yaklaşık 40 km. kala tarihi surlarla kulelerle bizi cezbeden bir görünüme sahip Sabbioneta denen bir köye dalıyoruz. Öğle vakti olduğundan mıdır nedir ortada in cin top oynuyor. Bu sıcakta gezme konusunda pek istekli olamayan Dimitri ve Ece bir kafede oturuyorlar. Sonrasında biz onları gitti zannediyoruz, onlar da bizi ve 16 Temmuz akşamına Toscana buluşmasına kadar ayrı sürüyoruz.
![]() |
| Var mıdır bir bilgeliği acep |
Giuseppe Garibaldi (d. 4 Temmuz 1807 – ö. 2 Haziran 1882), İtalya Devleti'nin kurulmasına öncülük etmiştir. İtalyanlar tarafından İtalya'nın en büyük kahramanı ve yurtseverlerinden biri olarak kabul edilir.
Parma’dan sonra hedef deniz kıyısı şehri La Spezia. Yaklaşık 130 km. lik yolculuğumuz için yola çıkma saatimizin 17.00 civarı olduğunu düşünüp rahat davranıyoruz. Lakin otobana girmediğimiz ve artık Cuma akşamı olduğu için trafik bizi ziyadesiyle yavaşlatıyor. Otobanı ıska geçmeye çalışıp otoyolu da kaybedince navigasyon bizi yolculuğumuzun en güzel yollarından birine atıyor. Dağ yolları arasından giden, inen, çıkan, hem virajlı, hem keyifli bu
yolu bir gün her motorcu arkadaşımın geçmesini dilerim.
Keyiften durup fotoğraf çekmeyi neredeyse unuttuğumuz (gerçi ben dakka başı
arayan La Spezia’da oteldeki hatuna motosikletle yolda olduğumuzu anlatmaya
çalışırken şarjımı bitirdiğim için hiçbir şey çekemedim) bu yol bize resmen
ilaç gibi geldi. Yolculuğun tek virajlı yol hevesini de böylece almış olduk.
| Sıkı bağladık ama |
39 Euro ödediğimiz bu otelin otopark anlayışı maalesef kapı önü şeklindeydi. Mahalle olarak Basmane’yi andıran bu bölgeye her ne kadar güvenmesek de, otel sahibinin aksi yönde olduğu yöndeki yeminli teminatı ve bizim de enerjimizin son damlasında olmamız sebebiyle başka bir yer arayamayacağımızdan iki motoru iki zincir ve bir kilitle deli misali bağlayarak yukarı çıktık. Neyse ki dışı ultra bakımsız binanın içi süper yenilenmiş ve iyiydi. Dinlenmek ve yenilenmek için yetti de arttı bile. Hatta sabahleyin hole bırakılan elmalardan birer tane alarak yanımıza ara öğün yapma şansımız bile oldu.
15
Temmuz 2017 Cumartesi (8.gün):
La
Spezia- Cinque Terre (sadece Riomaggiore) – Pisa : 110 km.
Şehir, Unesco dünya mirası listesinde yer alıyor ve belli bir noktadan sonra köylerde sadece yayan olarak hareket ediyorsunuz. La Spezia merkezinden 12-13 km olan ancak yolları Transfagarasan’ı aratmayan bu kısa yolun sonundaki ilk köy Riomaggiore.
Hayli kalabalık olması bizi şaşırtmasa da motorları koyacak yer bulmamızın neredeyse yarım saat sürmesi biraz canımızı sıktı. Nihayet park edilmeyecek yerlere ‘amannn bu dağ başında da kim çekecek, hele ki çekici bu yollara hiç giremez’ cesaretiyle sıkıştırdık bi köşeciklere canım motorları. (Memleket medeni kardeşim, kimse de gelip çekmedi, yasak yere koymayı kimsenin düşünmeyeceğini varsaymış olmalılar :)
Rengarenk binalardan oluşan bu köyün tepesinden aşağı
iniyoruz. Birkaç yüz metre sonra kıyının bittiği yerde ise Akdeniz manzarası
şahane.
Sayısı onlarca ve oldukça pahalı olan otellerde kaldıklarını
varsaydığımız bir kısım turist kayalıklardan direk denize giriyor.
Kıyıdaki kayalıklarda bir cafede manzara eşliğinde kahvemizi içiyoruz. Fiyatlar bu konsepte göre beleşten az pahalı, sadece birkaç Euro. Köyle arasında dolaşan tarifeli tekneler de var ancak bu tarife nedense İngilizce hazırlanmamış. Sadece Portofino için olan ilanlar anlaşılabilir. Bazı tur firmaları (Türkiye’de) bu köyleri yürüyerek de gezebileceğiniz turlar düzenliyor. Biraz zor ama belki bir gün deneyimlenebilir. Böyle bir tur için birkaç gün ayırmak gerektiğinden bizimse daha gezecek çok yerimiz olduğundan diğer köylere uğramadan Riomaggiore ile vedalaşıyoruz.
Resimde görülen Risotto pirinçlerinden motorlarımızda sanki magnet haricinde bir şeye yerimiz varmış gibi birer ikişer alarak 2.000 km taşıyan Özlem’la bana bir alkış lütfen. Kıyamadığım için hala pişirmedim mesela 😊
La Spezia’dan çıkarken manuel benzin doldurma operasyonumuzu da tamamlıyoruz. Hedefimiz 90 km uzaklıktaki Pisa, ondan sonra da bi 80 km daha sürerek Floransa yakınlarında Ecelerle buluşarak Toscana vadisinde güzel bir bağ otelinde kalmayı hedefliyoruz kaderin bizim için ördüğü ağlardan bihaber.
Booking’den o saatte yer bulmak imkansız, zaten yer
olmadığını söylüyor şehirde. Mecburen sokak sokak gezerek, boş otel arıyoruz.
Birkaç denemeden sonra İtalya tatilimizin en pahalı otelinde San Ranieri Hotel’de
70 €/kişi olarak konaklamayı başarıyoruz. Ki bizce şanslıyız.
16
Temmuz 2017 Pazar (9.gün):
Pisa – Floransa – Rapolano Terme (Toscana) :
220 km.
Ertesi günü kendimizi kazıyarak kalkmamıza rağmen kısa bir
süre sonra motive oluveriyoruz. Hava yine bin derece filan, programın
gerisindeyiz, canımız yanıyor ama mutluyuz.
Hedef, akşam olmadan Toscana vadisindeki agriturismo
otelimize yerleşmek. Pisa kulesi çevresinde biraz geziyoruz ama kuleye çıkmak
mümkün değil zira uzuuun bir kuyruk ve 18 € gibi gereksiz bir fiyatı var.
Saat 14.00 civarı oradan ayrılıp 2 saat sonra Floransa (Firenze)’ye
varıyoruz. Ece ve Dimitri bizi orada bekliyor.
Tarihi şehrin dar sokaklarında bir kez daha navigasyonun
azizliğine uğrayarak dönüp duruyoruz bir süre. Nihayet Pisa’nın da içinden
geçen Arno nehri kıyısına bir yere park ediyoruz motorları. Floransa’ya temiz 2
gün ayırmak lazım. Kuzey İtalya Toscana’sının başkenti, Medici ailesinin
gözbebeği olan Floransa şahane tarihi bir şehir. Ama biz iki saatte bitirmek
zorundayız. Ponte Vecchio (Arno nehri üzerinde kurulu olan ve üzerinde evlerin
olduğu köprü), hala belediye binası olarak kullanılan Palazzo Vecchio (Eski
Saray), Floransa Kadetrali, Michelangelo’nun Davut heykeli, Giotto Campanile
çan kulesi, Piazzale meydanı, ve tabiki restorasyonda olan ve burda da
göremediğim Neptün Çeşmesi (Fontana del Nettuno) üzerine gelatto (dondurma) da
yenerek jet hızıyla geziliyor.
Hava kararmadan Toscana Vadisi’ndeki masal otelimize
varmak için hızlıca toparlanıyoruz. Ve nihayet hava kararmak üzere de olsa kişi
başı 55€ bayıldığımız, ancak her santimetrekaresine değen Rapolano Terme
yerleşimine yakın Villa Buoninsegna’ya varıyoruz. Toscana bölgesinde bir çok
agriturizmo oteli var. Bunların çoğu tarihi binalardan restore edilerek, kimisi
havuzlu ve oldukça konforlu ama aynı zamanda oradaki bağların ve tarım
alanlarının içinde yer alan ve genişçe bahçeleri olan oteller.
Akşam yemeğini mütevazi bir şekilde aşağıdaki kasabada
yiyoruz.
17 Temmuz 2017 Pazartesi (10.gün):
Rapolano Terme (Toscana) - Roma : 200 km.
Sabah kuş cıvıltıları içinde fulhome made, ultra lezzetli
sabah kahvaltımızı aldıktan sonra taşlık otel yolundan çıkarak Roma’yı
hedefliyoruz. Amacımız burada 2 gün kalıp güzelce gezmek. Sıcak gerçekten 2 kat
yoruyor, Roma’ya öğleden hemen sonra varıyoruz. Otel tercihimiz Sheraton (50
€/kişi). Soyunup dökündükten ve motorları otoparkta dahi olsa bağladıktan sonra
kısa şehir turu ve akşam yemeği için çıkıyoruz. Taksi şoförümüz yol boyunca
sevgilisi ile telefonda kavga eden ve tahminimizce ağır küfürler eden bir
kadın. Korkumuzdan çıtımız çıkıp da bir şey söyleyemiyoruz kendilerine.
İlk durak ‘Aşk
Çeşmesi’ (La Fontana di Trevi –aslında Üçyol çeşmesi) mimarı Salvi olan bu
çeşmenin çevresi iğne atsan yere düşmeyecek gibi. Çantalarımızı kollayarak ve
çeşmeye paralarımızı atarak tavafımızı tamamlıyoruz. Trevi’ye çok yakın olan
İspanyol merdivenleri ise 2.durak. Sonrasında akşam yemeğimizi Ece’nin önceden
rezervasyon yaptırdığı İl Vero Alfredo’da yiyoruz ki kendisi Afredo
Fettucine’nin mucidi olur. Birkaç tane bu restorandan varmış ama biz en
orijinaline oturuyoruz.
18
Temmuz 2017 Salı (11.gün):
Roma : 0 km.
Roma’yı 3-4 gün gezip didik didik etmek varken, biz yine mecburen
1 güne sığıştırıyoruz her yeri, her şeyi.
Sabah kahvaltıdan sonra ilk durak Vatikan. Katolik
mezhebinin başkenti olan 440.000 m2 büyüklüğünde, nüfusu 500 kişi
civarında olan, İsveçli muhafızlar tarafından korunan dünyanın en küçük ülkesi.
Müzesi 16 €, ekstra bir şey ödemezseniz sabahın kör vakti kuyruğa girip bu
şekilde gezebilirsiniz ancak biz 25’er € ödeyerek rehberli bir tur tercih
ediyoruz. Eğer siz meydanda boş boş dolaşırken bir acente değnekçisi sizi
yakalamadıysa hemen arka sokaklarda yer alan ofislerden birine kaydolarak bir
gruba dahil olabilirsiniz.
Bence gezilmesi bir milyon yıl filan sürmesi gereken bu
sanat şaheseri müzeyi 2 saate nasıl gezdik hala anlayabilmiş değilim. Resimlerin,
heykellerin her birinin ayrı bir hikayesi var. Tabi ki bunların çok azı
anlatıldı, jet hızıyla konuşan İtalyan aksanlı rehberimizin anlattıklarından
ise çok daha azı aklımızda kaldı. Çıkmadan önce ise tabi ki çıt çıkarılmadan
dolaşılan, en ufak bir seste görevlilerin ensenizde boza pişirdiği,
Michelangelo’nun ustalık eseri Sistine Şapeli dibimizin düştüğü son nokta oldu.
Her ne kadar fotoğraf çekmek yasak olsa da ben de her Türk gibi gizlice o işi
de hallettim.
| Vatandaş Kuyrukta |
![]() |
Vittorio Emanuele II Abidesi
|
Ön kısımda 1.Dünya Savaşı’nda
hayatını kaybeden askerler anısına hiç sönmeyen bir ateş yakılıyor. Teras
kısmından ise güzel bir şehir manzarası var. Burayı da gezmek için bir tam gün
lazım, içinde güzel bir müze var çünkü.
Yürüyerek Pantheon’a gidiyoruz ama öncesindeki durak
yerimiz Pantheon’un arka sokağında yer alan, en iyi esspresso yapan cafe ödüllü
‘Lant Eustachio –il caffe’. Dünyanın en
iyi esspressosu mu bilemedik ama güzel bi şey içtik o kesin.
M.S. II.yy.da inşa edilen Pantheon pagan Roma tanrılarına
adanmış ilk başta ama daha sonra Roma’nın Hristiyanlığı kabul etmesiyle
kiliseye çevrilmiş. 43 m. Çapında bir kubbesi var, ortasında da güneş ışığının
girdiği bir delik. Yapı içinde bir çok mezar da var. Çok eski ve görülmeli.
19
Temmuz 2017 Çarşamba (12.gün):
Roma - Termoli : 300 km.
Artık tam olarak dönüş yolundayız. Yardırarak yine
Adriyatik kıyısında oldukça kendi halinde bir kasaba olan Termoli’ye
ulaşıyoruz. O kadar kendi halinde ki İtalyancaları bile anlaşılmaz durumda
(yani bizce.) 40’ar € vererek Albadido (40€/kişi) adında hoş ve konforlu bir
aile işletmesi otelde kalıyoruz. Sahile biraz uzak ama Dimitri’nin motoruna varoş
usulü 3 kişi binerek ulaşım sorunumuzu çözüyoruz. Artık deniz, kum, güneş ve
dinlenme zamanı. İtalyanların oldukça keyfe keder takıldıklarını söylemeliyim.
Siestaları zaten hiç saymıyorum ama bir restoran sahibi bugün canım istemedi
diye menüyü eksik çıkarır mı yahu. Termoli’de çıkarır. Minnak bu kasaba harika
bir kumsala sahip olmasına rağmen turistik olmak için en ufak bir çaba
harcamıyor. Sokaklarında çekirdek çitleyerek yürürken, ahbaplarla hasbıhal
etmek oldukça olağan.
20 Temmuz 2017 Perşembe (13.gün):
Termoli - Bari : 215 km.
Uyduruk sabah kahvaltısından sonra sallanarak yola çıkıyoruz. Akşam 18.30’da Bari’den Igoumenitsa’ya feribotumuz var çünkü. Bari’ye saat 15.00 gibi varınca Özlem’le biraz gezelim diyoruz ama sıcaktan ne mümkün. Ha bir kilise eksik, ha bir kilise fazla diyerek ondan da vazgeçiyoruz. Ve tatilimizin İtalya faslı Bari’de nihayetleniyor.
21
Temmuz 2017 Cuma (14.gün)
Igoumenitsa – Nea Karvali/Kavala: 485
km
Gün ağarırken Igoumenitsa limanına yanaşıyoruz. Feribotta
neredeyse sıfır uyku çeken ben için yorucu bir gün olacak. Limanda kahvaltıdan
sonra Ece ve Dimitri’den ayrılıyoruz. Onlar Pire’ye gidecekler. Bizim ise
İstanbul’a varışımız yarın akşamı bulacak. Sabahın tatlı serini ve hafif
virajlı/tünelli yolların ayakta tutucu etkisi geçtikten sonra motorumun neden
200 km/h ın üstüne çıkamadığı konusunda derin bir şekilde hayıflanıyorum (hoş
200’ü de göstermedi ya bana). Sıcak, dümdüz otoban, dakka başı otobanların
ortasında kaşımıza çıkan ve bizi yavaşlatan gişeler bataryası %1 seviyesinde
seyreden ben için gerçekten çok acı verici oluyor. Ancak bu durum Selanik’e
uğrayıp Atatürk’ün evini gezmemi engelleyemiyor. Neyse ki öğleden biraz sonra Kavala’nın az
ilerisinde minicik bir yerleşim yeri olan Nea Karvali’de yolcuğumuz boyunca
bulduğumuz en ucuz ve konforsuz otele (Hotel Paralia – 20 €/kişi) kendimizi
atıyoruz ve dinleniyoruz. Akşama doğru denize girecek zaman bile kalıyor.
Buralarda Yunan halkı Türkleri çok iyi biliyor ve oldukça misafirperverler.
Sohbetleri, hal ve tavırları, yaşayışları, yemekleri bize çok benziyor, ya da
bizim onlara :)
.
.
22
Temmuz 2017 Cumartesi (15.gün)
Nea Karvali/Kavala - İstanbul: 445 km
Yardırarak gelsek de nedense bir türlü yol bitmedi.
Sınırda ilki kadar olmasa da 1 saat kadar beklememizi, free shopta
oyalanmamızı, bir kenara bırakırsak,
şahane memleket ve akabinde İstanbul trafiği eve varışımızı 17.00 sularına
bıraktı. Eve 500 m. kala Mecidiyeköy trafiğine ve sıcağa artık daha fazla
dayanamayan sevgili yol arkadaşım stop etti. Aküsünün bitmesi imkansız olduğu
için, sorunu bilmediğimden daha büyük bir zarar vermekten de korkarak kah
ittirerek, kah 20 m. bir çalıştırarak
(tekrar stop ederek) otoparka nihayet ulaştım. (neyse ki serviste reset
atılarak sorun çözüldü, benzin akışını sağlayan programın kafası karışmış .)
The End…
Notlar:
1-Avrupa’da motorla şehir gezecekseniz sıcağın top olduğu
ve turistlerin akın ettiği Temmuz ayında bunu yapmayın.
2-İtalya’ya gidecekseniz ve turistik yerlerin dışına
çıkacaksanız (ki çıkmayacaksanız da) temel düzeyde İtalyanca öğrenin veya bir
bilen yanınızda bulundurun.
3-Booking’e şeksiz şüphesiz güvenmeyin.
4-Türk olduğunuz konusunda bayrak açarak dolaşmayın.
Gerçekten sevmiyorlar.
5- Otobanlar çok ama çok pahalı. Ancak diğer bazı
alternatif yollarda da korkunç kamyon ve tır trafiği var. Sahil kısımlarında
ise hep trafik var. Bunun dengesini iyi yaparak, bazı yerlerde otoban bazı
yerlerde ücretsiz yol kullanarak en optimali bulmaya çalışın.
6-Temmuz’da motorla Avrupa’da turistik gezi yapmayın.:)
7-Kahve konusunda müsterih olun. Kötü kahve içme şansınız
neredeyse hiç yok. Allah'ın unuttuğu benzin istayonlarında bile en basiti
Nero’dakine benzer kahve yapma sistemleri var, o kadar yani
8-Sağlam bir powerbank’iniz olsun.
9- Motorla gidecekseniz yakın zamanda bakım yaptırmış dahi
olsanız yine de servisinize götürün veya ustanıza gösterin.
10- Temmuz’da motorla Dolomiti’ye , Transfagarasan’a,
Alpler’e filan gidin, İtalya’da ne işiniz var :) (Bunu demiş miydim.))
11- Son olarak, hiçbir zaman, hiçbir yerde ve hiçbir
nedenle korumasız motora binmeyin ve trafik kurallarına uyun.
Rota:










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder